Türkiye'de Kurak ve Yarı Kurak Alanlar

Birleşmiş Milletler Afet Riskinin Azaltılması Ofisi (UNDRR) kuraklığı doğrudan hidrometeorolojik afet olarak tanımlar ve Sendai Afet Risklerinin Azaltılması Çerçevesi ne göre ele alır.. Kuraklık; ortalamanın altında gerçekleşen yağışlar nedeniyle su kaynaklarında ciddi azalma meydana gelmesi ve bunun ekosistemler, tarım, ekonomi ve toplum üzerinde uzun süreli olumsuz etkiler oluşturmasıdır. Kuraklık, uluslararası kuruluşlar tarafından farklı etki alanları temel alınarak tanımlanmaktadır. Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) kuraklığı, uzun süre devam eden ve kesintisiz yağış yetersizliği olarak değerlendirirken; Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi (UNCCD), yağışların uzun yıllar ortalamasının belirgin biçimde altına düşmesi sonucu ortaya çıkan doğal bir olay olarak tanımlamaktadır. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ise kuraklığı tarımsal üretim perspektifinden ele almakta ve toprak nemindeki azalmaya bağlı olarak ürün kayıplarının yaşandığı dönemlerin sıklığı üzerinden açıklamaktadır(1).

Kuraklık, gelişim süreci ve etkilediği sistemlere göre meteorolojik, tarımsal, hidrolojik ve sosyoekonomik olmak üzere dört temel sınıfta değerlendirilmektedir. Meteorolojik kuraklık, uzun yıllar ortalamasının altında gerçekleşen yağışların yüksek sıcaklık ve artan buharlaşma ile birleşmesi sonucu ortaya çıkar. Bu durum zamanla akarsu debilerinde ve yeraltı su seviyelerinde azalmaya neden olur. Tarımsal kuraklık, toprak neminin bitkilerin su ihtiyacını karşılayamayacak düzeye inmesiyle tarımsal üretimde verim kayıplarının yaşanmasıdır. Kuraklık sürecinin uzaması ve yüzey ile yeraltı su kaynaklarının yetersiz hale gelmesi hidrolojik kuraklığı oluştururken; su kıtlığının tarım, enerji, sanayi, ekosistemler ve toplum üzerindeki ekonomik ve sosyal etkilerinin belirginleşmesi ise sosyoekonomik kuraklık olarak tanımlanmaktadır (2-3).

Dünya Afet Raporuna göre 2019 da küresel ölçekte toplamda 308 afet yaşanmış Bu afetler içerisinde kuraklık (İngilizcesi: drought) 8 defa yaşanmasına rağmen 2019 yılında yaşanan diğer tüm afetler arasında toplamda 48 milyon ile en fazla insanın etkilendiği afet olmuştur (4). 

Kurak alanlar, Dünya kara yüzeyinin yaklaşık %45'ini kaplayarak gezegende en geniş biyom (yani benzer iklim koşulları altında gelişen ve karakteristik bitki ile hayvan topluluklarının hâkim olduğu geniş ekolojik yaşam alanları) oluşturmaktadır. Çöller, bozkırlar, meralar ve düşük nem koşullarına sahip bazı orman ekosistemleri bu sınıfa dâhil edilmekte olup, yaklaşık 2,7 milyar insan bu alanlarda yaşamını sürdürmektedir. Ancak iklim değişikliğinin etkileri ile doğal kaynakların sürdürülebilir olmayan kullanımı, kurak alan ekosistemlerinin kırılganlığını giderek artırmaktadır. Özellikle Akdeniz Havzası gibi kurak ve yarı kurak bölgelerde artan sıcaklıklar, azalan yağışlar ve arazi bozulumunun birleşik etkisi, kuraklık riskini derinleştirerek çölleşme sürecini hızlandırmaktadır. İklim projeksiyonları ise yüzyıl sonuna kadar sera gazı emisyonlarının mevcut eğilimde devam etmesi halinde küresel kurak alanların yaklaşık %10 oranında genişleyebileceğini ve bu genişlemenin büyük bölümünün gelişmekte olan ülkelerde gerçekleşeceğini öngörmektedir (5).

1- Konya Kapalı Havzası ve özellikle Karapınar düşük yağış (≈300 mm/yıl), yüksek buharlaşma ve yeraltı suyu aşırı kullanımıyla obruk oluşumları ve tuzlanma riskiyle öne çıkarken; 2- Tuz Gölü Havzası, ekstrem tuzluluk, sığ yeraltı suyu ve kuraklık baskısıyla tipik bir evaporitik ekosistem sergiler; 3- Harran Ovası, yarı kurak iklimde yoğun sulamaya bağlı sekonder tuzluluk ve drenaj sorunlarıyla dikkat çeker; 4- Iğdır Ovası, mikroklimatik kuraklık, düşük yağış ve yüksek evapotranspirasyon nedeniyle çölleşmeye hassas bir yapıya sahiptir; 5- Erzurum-Kars Platosu, her ne kadar soğuk yarı kurak iklim etkisinde olsa da kısa vejetasyon süresi ve zayıf bitki örtüsü nedeniyle erozyona açık alanlar içerir; 6- Mardin-Midyat Platosu, karstik yapı, ince toprak derinliği ve düzensiz yağış rejimi ile su tutma kapasitesinin sınırlı olduğu yarı kurak bir sistemdir; 7- Burdur havzası şiddetli su ve rüzgâr erozyonu, kumul hareketliliği ve antropojenik bozulum süreçlerine sahip, 8- Aksaray Ovası, düşük yağış ve yüksek buharlaşma nedeniyle yeraltı suyu baskısı ve tarımsal kuraklık riskiyle öne çıkarken; 9- Niğde Bor Havzası, tuzluluk eğilimiyle hassas bir yarı kurak sistemdir. 10- Çankırı-Çorum Havzası, step ekosistemlerinin yaygın olduğu ve yanlış arazi kullanımı sonucu erozyon riskinin arttığı bir geçiş zonu niteliğinde, 11- Elazığ Uluova ve Malatya Ovası, düzensiz yağış rejimi ve sulama baskısıyla yarı kurak karakter sergileyen önemli tarım alanlarına sahip, 12- Van Gölü Havzası, kapalı havza yapısı, tuzluluk-alkalilik özellikleri ve iklim değişikliğine hassas su dengesi ile dikkat çekerken; 13- Siirt-Kurtalan Ovası ve Batman Ovası, yüksek sıcaklık, düşük yağış ve aşırı otlatma baskısı nedeniyle arazi bozulumuna açık yarı kurak alanlar arasında yer almaktadır. 14- Uşak Platosu ve Afyonkarahisar Ovası, İç Batı Anadolu geçiş kuşağında yer alarak step formasyonunun hâkim olduğu, düşük yağış ve yüksek buharlaşma ile belirginleşen yarı kurak ekosistemlerdir. 15- Denizli Çürüksu Havzası, jeotermal etkiler ve su dengesi sorunlarıyla birlikte değerlendirildiğinde kuraklık ve arazi bozulum süreçlerine duyarlı alanlar arasında yer almaktadır.

Kurak ve yarı kurak alanların önceliklendirilmesi; iklim verileri, ATD indeksi, su bütçesi ve sosyo-ekonomik göstergeler birlikte değerlendirilerek çok kriterli analizler yapılmalıdır. Bu alanlar yıllık yağışın genellikle 250–500 mm aralığında olduğu, potansiyel evapotranspirasyonun yağıştan yüksek seyrettiği ve su bütçesi açığının kronik hale geldiği bölgelerdir. Bu alanlarda zonlama çalışmaları; hassasiyet derecesine göre çekirdek koruma ve rehabilitasyon bölgeleri şeklinde ayrıştırılarak havza yönetimi ilkeleri doğrultusunda planlanmalıdır. İklim değişikliğine uyumlu eylem planları geliştirilerek, projeler hazırlanmalıdır. Kurak ve yarı kurak alanlarda yapılacak ağaçlandırma ve erozyon kontrolü çalışmaları için önceliklendirme katsayısı hem bilimsel ve teknik çalışmalar, hem karbon bütçesi ve hem yatırım bütçesi için önemlidir. 

Bakalım bu gölgelikte ne kadar vakit geçireceğiz.


Kaynak

1- Şahin, Ü., & Kurnaz, L. (2014). İklim Değişikliği ve Kuraklık. İstanbul Politikalar Merkezi. Sabancı Üniversitesi. Erişim tarihi 2022, erişim adresi https://ipc.sabanciuniv.edu/Content/Images/CKeditorImages/20200326-02030608.pdf

2- Kurnaz, L. (2014). Kuraklık ve Türkiye. İstanbul Politikalar Merkezi. Sabancı Üniversitesi. Erişim tarihi 2022, erişim adresi https://www.academia.edu/32477218/KURAKLIK_VE_T%C3%9CRK%C4%B0YE

3- Kadıoğlu, M., Ünal, Y., & Yürük, C. (2017). Türkiye’de İklim Değişikliği Ve Tarımda Sürdürülebilirlik. Türkiye Gıda Ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu. Erişim tarihi 2022, erişim adresi https://www.tgdf.org.tr/wp-content/uploads/2017/10/iklim-degisikligi-rapor-elma.compressed.pdf

4- World Disasters Report 2026: Come Heat or High Water - Tackling the Humanitarian Impacts of the Climate Crisis Together [EN/AR] - World. ReliefWeb. Erişim tarihi 2026, erişim adresi: https://www.ifrc.org/document/world-disasters-report-2026 

5- IUCN. (2019). Drylands and Climate Change. Erişim tarihi 2022, erişim adresi https://www.iucn.org/resources/issues-briefs/drylands-and-climate-change#:~:text=Climate%20scientists%20predict% 20that%20global,expansion%20occurring%20in%20d veloping%20countries

Yorum Gönder

0 Yorumlar