COP31 Antalya'ya Doğru ve Sonrası

COP31 Antalya’ya Doğru: İklim Eyleminin Yeni Sorusu “Ne Yapacağız?” Değil, “Nasıl Finanse Edeceğiz?”

İklim değişikliğiyle mücadelede artık yalnızca hedefleri belirlemek ve eylem planları hazırlamak yeterli değil. Asıl mesele, bu hedeflerin hayata geçirilmesi için gerekli finansmanın nasıl mobilize edileceği. COP30 sonrasında şekillenen yeni finansman gündemi ve COP31 Antalya süreci, gelişmekte olan ülkelerin iklim eylemine erişebileceği kaynakların çeşitlendirilmesini ve ülkeler arasında bilgi, teknoloji ve finansman paylaşımının güçlendirilmesini daha önemli hale getiriyor.

2035’e Doğru 1,3 Trilyon Dolarlık İklim Finansmanı Gündemi

COP30’dan kalan en önemli başlıklardan biri, gelişmekte olan ülkelerde iklim eyleminin finansmanı. 2035 yılına kadar gelişmekte olan ülkelerin iklim hedeflerini gerçekleştirebilmesi için yıllık 1,3 trilyon dolar düzeyinde iklim finansmanının harekete geçirilmesi hedefleniyor. Bunun yanında adaptasyon finansmanının da 2035'e kadar üç katına çıkarılması öngörülüyor.

Bu hedefler, iklim finansmanının yalnızca gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere aktarılan klasik hibelerden ibaret olmadığını gösteriyor. Kamu kaynaklarının yanı sıra kalkınma bankaları, özel sektör, uluslararası finans kuruluşları, karbon piyasaları, teknoloji yatırımları ve farklı ülkeler arasındaki işbirliği mekanizmalarının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.

Bu nedenle COP31 Antalya'da tartışmanın merkezine yerleşecek sorulardan biri artık “Ne yapmalıyız?” değil, “Bunu nasıl finanse edeceğiz?” olacak.

Güney-Güney İşbirliği Yeni Bir İklim Finansmanı Kanalı Olabilir

Bu yeni dönemde dikkat çeken yaklaşımlardan biri Güney-Güney ve Üçlü İşbirliği.

Gelişmekte olan ülkeler arasında bilgi ve teknoloji paylaşımının yanı sıra finansmana erişim, kapasite geliştirme ve sahada uygulanmış başarılı modellerin transferi açısından önemli fırsatlar bulunuyor.

Türkiye de COP31 öncesinde bu alandaki çalışmalarını güçlendirmeye başladı. Kalkınma ajanslarının haberlerine yer veren Devex'in gündeme getirdiği Güney-Güney ve Üçlü İşbirliği İklim Girişimi, gelişmekte olan ülkeleri iklim finansmanı, teknoloji, bilgi birikimi ve uygulanmış çözümler etrafında birbirine bağlamayı hedefliyor.

Bu yaklaşım, “finansman sağlayan ülke–finansman alan ülke” ilişkisinin ötesine geçerek, ülkelerin birbirlerinin deneyimlerinden yararlandığı daha yatay bir işbirliği modeli oluşturabilir.

İlk Adım Ankara’da Atıldı

Bu girişim açısından önemli adımlardan biri 22 Temmuz 2026'da Ankara'da gerçekleştirildi.

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), COP31 İklim Yüksek Düzeyli Şampiyonu ve Birleşmiş Milletler Türkiye tarafından düzenlenen politika diyaloğunda paydaşları bir araya getirdi. Sürece Birleşmiş Milletler Güney-Güney İşbirliği Ofisi de destek verdi.

Ankara'daki bu buluşma, COP31'e yalnızca müzakere masası üzerinden değil, uygulama, finansman, teknoloji ve uluslararası işbirliği perspektifinden hazırlanılması bakımından önem taşıyor.

En Az Gelişmiş Ülkeler ve Küçük Ada Devletleri İçin Yeni Fırsatlar

Güney-Güney ve Üçlü İşbirliği İklim Girişimi'nin özellikle en az gelişmiş ülkeler ve küçük ada devletlerine odaklanması dikkat çekici.

Bu ülkelerin önemli bir bölümü iklim krizinin etkilerine karşı son derece kırılgan olmalarına rağmen finansmana, teknolojiye ve teknik kapasiteye erişimde ciddi sorunlar yaşayabiliyor.

Burada ihtiyaç yalnızca para transferi değil.

İhtiyaç; doğru teknoloji, yerel kapasite, uzmanlık, proje geliştirme becerisi, finansmana erişim ve uygulanmış başarılı örneklerin paylaşılmasıdır.

Örneğin kuraklıkla mücadelede başarılı olmuş bir havza rehabilitasyonu modeli, başka bir ülkede iklim adaptasyonu projesine dönüştürülebilir. Erozyon kontrolü, arazi tahribatının dengelenmesi, agroekoloji, orman restorasyonu, su yönetimi veya doğa temelli çözümler konusunda geliştirilen bir uygulama, Güney-Güney işbirliği aracılığıyla başka bir coğrafyaya uyarlanabilir.

Türkiye İçin Ne Anlama Geliyor?

Türkiye'nin COP31 Başkanlığı döneminde bu yaklaşımın önemli bir diplomatik ve teknik değer taşıyabileceği görülüyor.

Türkiye; Avrupa, Asya, Afrika ve Akdeniz havzası arasında konumlanan bir ülke olarak farklı coğrafyalardaki gelişmekte olan ülkelerle teknik bilgi, kamu kapasitesi, kalkınma deneyimi ve iklim çözümleri üzerinden işbirliği geliştirebilir.

Özellikle Türkiye'nin deneyim sahibi olduğu;

çölleşme ve arazi tahribatıyla mücadele,

erozyon kontrolü,

havza rehabilitasyonu,

orman restorasyonu,

kuraklıkla mücadele,

sürdürülebilir tarım,

agroekoloji,

doğa temelli çözümler,

iklim değişikliğine uyum,

karbon yutak alanları,

afet risklerinin azaltılması


gibi alanlar Güney-Güney işbirliği kapsamında uluslararası ölçekte paylaşılabilecek önemli deneyimler oluşturabilir.

Finansmandan Önce Proje Hazırlama Kapasitesi

Burada gözden kaçırılmaması gereken bir başka konu da proje geliştirme kapasitesi.

Dünyada iklim finansmanı için çok büyük kaynaklardan söz ediliyor. Ancak finansmana erişebilmek için yalnızca iyi bir fikir yeterli değil. Projenin iklim etkisinin ölçülebilir olması, finansal modelinin ortaya konulması, sonuçlarının izlenebilir olması ve ulusal iklim politikalarıyla uyumlu olması gerekiyor.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde ülkelerin ve kurumların sadece “hibe çağrısı arayan” değil, uluslararası finans kuruluşlarının beklentilerine uygun “finanse edilebilir proje” geliştiren bir kapasiteye sahip olması gerekecek.

Bu noktada Güney-Güney işbirliği önemli bir tamamlayıcı mekanizma olabilir. Bir ülkenin finansman deneyimi, başka bir ülkenin teknik kapasitesi ve üçüncü bir ülkenin sahadaki uygulama deneyimi aynı proje altında bir araya getirilebilir.

COP31 Antalya İçin Asıl Fırsat

COP31 Antalya'nın başarısını yalnızca müzakere masasındaki kararlarla ölçmek yeterli olmayacak.

Asıl başarı, Antalya'da ortaya konulan fikirlerin COP sonrasında projelere, yatırımlara, ortaklıklara ve sahadaki uygulamalara dönüşebilmesiyle değerlendirilecek.

Bu açıdan Güney-Güney ve Üçlü İşbirliği İklim Girişimi, COP31'in “eylem odaklı” yaklaşımını destekleyebilecek önemli araçlardan biri olabilir.

Çünkü iklim krizinin çözümü için artık dünyanın ihtiyacı olan şey yalnızca yeni hedefler değil; hedefleri uygulayabilecek finansman, teknoloji, insan kaynağı ve uluslararası ortaklıklar.

Sonuç: İklim Finansmanında Yeni Bir İşbirliği Modeli

COP31 Antalya'ya doğru ilerlerken iklim finansmanı gündemi giderek daha fazla önem kazanıyor. 2035'e kadar yıllık 1,3 trilyon dolarlık finansman hedefi ve adaptasyon finansmanının artırılması, önümüzdeki dönemin ölçeğini ortaya koyuyor.

Ancak bu kaynakların etkili kullanılabilmesi için ülkelerin birbirlerinden öğrenmesi, başarılı çözümleri paylaşması ve ortak projeler geliştirmesi gerekiyor.

Güney-Güney ve Üçlü İşbirliği tam da bu noktada yeni bir fırsat sunuyor.

Ankara'da başlayan politika diyaloğunun Antalya'da daha geniş bir iklim finansmanı ve uygulama gündemine dönüşmesi halinde Türkiye, yalnızca COP31'e ev sahipliği yapan ülke değil, gelişmekte olan ülkeler arasında iklim çözüm ortaklıklarını güçlendiren bir köprü ülke rolünü de üstlenebilir.
Çin’in, 2028 yılında düzenlenecek COP33’e ev sahipliği yapmak için adaylık başvurusunda bulunmayı değerlendirdiği bildirildi. Bloomberg’e konuşan Çinli yetkililere göre süreç henüz erken aşamada ve Dışişleri Bakanlığı ile çevre yetkilileri arasında görüşülüyor; nihai karar için üst düzey hükümet desteği gerekiyor. Antalya’da gerçekleştirilecek COP31’in ardından COP32’nin 2027’de Etiyopya’nın Addis Ababa kentinde düzenlenmesi planlanırken, COP33 için Çin’in yanı sıra Güney Kore’nin de adaylığı bulunuyor. Hindistan ise 2023’te açıkladığı COP33 adaylığını yaklaşık 18 ay sonra geri çekmişti. Hindistan’ın kararında, COP süreçlerinin küresel iklim eylemi üzerindeki etkisinin azalması, üst düzey uluslararası katılımın düşmesi, bazı ülkelerin iklim taahhütlerinden geri adım atması ve ülkenin iklim politikalarında küresel zirveler yerine ulusal eylemlere daha fazla ağırlık verme eğiliminin etkili olduğu değerlendiriliyor.

Ve belki de COP31'in en önemli sorusu gerçekten şu olacak:

> İklim hedeflerini biliyoruz. Peki, onları gerçekleştirecek finansmanı, teknolojiyi ve işbirliğini nasıl birlikte oluşturacağız?

Elbette. 2026 itibarıyla Türkiye’den erişilebilen iklim finansmanı ve hibe kaynaklarını, özellikle sizin çalışma alanlarınız olan iklim değişikliği, arazi tahribatı, erozyon, karbon yutakları, doğa temelli çözümler, orman, biyoçeşitlilik, kırsal kalkınma ve sivil toplum açısından şöyle sınıflandırabiliriz:

1. Uluslararası iklim finansmanı kurumları

Kurum / Fon Destek alanı Türkiye açısından uygunluk

Green Climate Fund – GCF İklim adaptasyonu, azaltım, dayanıklılık, karbon azaltımı, büyük ölçekli iklim yatırımları ⭐⭐⭐⭐⭐
Global Environment Facility – GEF Biyoçeşitlilik, iklim, arazi tahribatı, kimyasallar, uluslararası sular ⭐⭐⭐⭐⭐
GEF Small Grants Programme – GEF SGP STK ve yerel toplulukların küçük ölçekli çevre/iklim projeleri ⭐⭐⭐⭐⭐
Adaptation Fund İklim değişikliğine uyum ve kırılgan topluluklar ⭐⭐⭐⭐
Least Developed Countries Fund – LDCF İklim adaptasyonu Türkiye için uygunluk sınırlı
Special Climate Change Fund – SCCF Adaptasyon, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme ⭐⭐⭐
Climate Investment Funds – CIF Temiz teknoloji, enerji dönüşümü, iklim yatırımları ⭐⭐⭐
Global Environment Facility / GBFF Biyoçeşitlilik ve Kunming-Montreal hedefleri ⭐⭐⭐⭐


GCF özellikle ülkelerin ulusal iklim öncelikleriyle uyumlu projeleri; hazırlık, proje geliştirme ve uygulama aşamalarında destekleyebiliyor. GEF tarafında ise 2026–2030 dönemi için yeni adaptasyon programlama stratejileri yürürlüğe giriyor. 

2. Avrupa Birliği kaynakları

LIFE Programme şu anda özellikle takip edilmesi gereken kaynaklardan biri. 2026 çağrılarında doğa ve biyoçeşitlilik, döngüsel ekonomi, iklim adaptasyonu, iklim azaltımı, iklim yönetişimi ve temiz enerji başlıkları bulunuyor. 2026 LIFE çağrılarının önemli bölümünün son başvuru tarihi 22 Eylül 2026. 

Özellikle:

LIFE Climate Change Adaptation

LIFE Climate Change Mitigation

LIFE Climate Governance and Information

LIFE Nature and Biodiversity

LIFE Strategic Integrated Projects – SIP CLIMA

LIFE Strategic Nature Projects – SNaP

LIFE Clean Energy Transition


sizin proje portföyünüz açısından değerlendirilebilir. SIP CLIMA için 2026 konsept başvurusu son tarihi 3 Eylül 2026, tam başvuru tarihi ise 4 Mart 2027. 

3. Türkiye'deki AB/IPA kaynakları

IPA III – Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı da önemli bir kaynak. Özellikle:

yeşil dönüşüm,

iklim değişikliği,

çevre,

sivil toplum,

sosyal girişimcilik,

sürdürülebilir kalkınma,

kapasite geliştirme


alanlarında çağrılar çıkabiliyor.

Türkiye'nin iklim finansmanı kapasitesinin geliştirilmesi amacıyla 2026'da AB tarafından yeni bir teknik yardım projesi de başlatıldı; proje ulusal iklim finansmanı stratejisi ve yeşil taksonomi çalışmalarını destekliyor. 

4. Araştırma ve inovasyon kaynakları

Horizon Europe
İklim, karbon, biyolojik çeşitlilik, tarım, orman, su, arazi tahribatı ve doğa temelli çözümler için önemli.

PRIMA
Özellikle Akdeniz havzasında:

iklim dirençli tarım,

su,

kuraklık,

gıda sistemleri,

WEFE Nexus,

sürdürülebilir tarım


konularında kullanılabilir. TÜBİTAK'ın 2026 PRIMA çağrılarında iklime dayanıklı ve kaynak açısından verimli Akdeniz tarımı gibi başlıklar bulunuyor. 

TÜBİTAK uluslararası programları
Araştırma kurumları, üniversiteler, kamu ve özel sektör ortaklıkları için değerlendirilebilir.
5. Türkiye'de takip edilmesi gereken hibe kanalları

Özellikle Türkiye'de proje geliştirecek bir STK/kamu kurumu için şu kanalları düzenli takip etmek gerekir:

1. Merkezi Finans ve İhale Birimi – MFİB
2. TÜBİTAK
3. Tarım ve Orman Bakanlığı
4. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı
5. İklim Değişikliği Başkanlığı
6. Kalkınma Ajansları
7. GEF Türkiye
8. GEF SGP Türkiye
9. AB Türkiye Delegasyonu
10. AB Funding & Tenders Portal

MFİB'nin hibe veritabanında program, kuruluş ve şehir bazında geçmiş hibe sözleşmeleri de incelenebiliyor. 

6. Şu anda özellikle bakılabilecek 2026 çağrıları

24 Ağustos 2026 itibarıyla öne çıkanlardan bazıları:

Çağrı Son tarih Konu

LIFE Climate Change Adaptation 22 Eylül 2026 İklim uyumu
LIFE Climate Change Mitigation 22 Eylül 2026 İklim azaltımı
LIFE Climate Governance & Information 22 Eylül 2026 İklim yönetişimi
LIFE Nature & Biodiversity 22 Eylül 2026 Biyoçeşitlilik
LIFE SIP CLIMA 3 Eylül 2026 konsept Stratejik iklim projeleri
LIFE SNaP 3 Eylül 2026 konsept Stratejik doğa projeleri
LIFE CET – PDA 16 Eylül 2026 Temiz enerji yatırım hazırlığı
Türkiye çevre adaleti hibe programı 1 Ekim 2026 Çevre/iklim ve sivil toplum


LIFE 2026'nın toplam çağrı hacmi 600 milyon avronun üzerinde. Türkiye'deki çevre adaleti çağrısının toplam bütçesi ise 5 milyon avro olarak duyurulmuş durumda. 

Sizin çalışma alanlarınız için en güçlü 10 proje teması

Bence özellikle şu temalar üzerinden çağrı taraması yapılmalı:

1. Karbon Yutak Alanlarının Geliştirilmesi
2. Arazi Tahribatının Dengelenmesi – LDN
3. Erozyonla Mücadelede Doğa Temelli Çözümler
4. İklim Değişikliğine Dirençli Havza Yönetimi
5. Kuraklık ve Çölleşmeyle Mücadele
6. Ormanların İklim Değişikliğine Adaptasyonu
7. Agroekoloji ve İklim Dirençli Tarım
8. Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Restorasyonu
9. Karbon Piyasaları ve Doğrulanabilir Karbon Yutak Projeleri
10. İklim Eğitimi, Gençlik ve Doğa/Orman Pedagojisi

Yorum Gönder

0 Yorumlar