Bu çalışma, KARBONET Projesi kapsamında hazırlanmış olup Karbon yutak Projeleri hakkında farkındalık oluşturmak ve bilgi paylaşımını desteklemek amacıyla çalışma sayfası niteliğinde sunulmaktadır.
İklim değişikliğinin etkilerini her geçen gün daha yakından hissediyoruz. Dünya genelinde artan sıcaklıklar, ekstrem hava olayları, kuraklık, sel ve orman yangınları gibi olaylar doğanın dengesini bozarken, karbon yutak alanlarının önemi daha da belirginleşiyor.
Karbon yutak alanları; hem ürünler açısından, hem ekosistem hizmetleri açısından önemli hem de ekosistemdeki dışsallıklar açısından doğal tampon alanlardır. Üç farklı bitki coğrafyasının kesişim noktasında yer alan Türkiye, dünyadaki 36 biyolojik çeşitlilik sıcak noktasının üçüne ev sahipliği yapmakta ve bu yönüyle eşsiz bir flora çeşitliliği barındırmaktadır. Türkiye gibi zengin biyolojik çeşitliliğe sahip
ülkelerde karbon yutak alanlarının korunması ve geliştirilmesi; yalnızca iklim
değişikliği ile mücadele değil, aynı zamanda sürdürülebilir ekosistemlerin
devamlılığı için de kritik bir unsur. Bu yazıda, Türkiye'deki karbon yutak
alanlarının mevcut durumu, yönetimi, uygulamaları ve geleceğine dair bir
perspektif sunulmaktadır.
Ormanlar, karbon yutakları oluşturarak atmosferdeki karbon miktarını düzenlerken, aynı zamanda arazi kullanım değişikliği ve yangınlar gibi etkenlerle karbon salınımına da katkıda bulunurlar (Pachauri vd., 2014). Uygulayıcılar, orman alanlarını sürdürülebilir kılabilmek için küresel ve yerel düzeyde doğal kaynaklar ile toplum ilişkilerini değerlendirerek hedefler belirlemelidir. Karbon yutak alanlarının sunduğu ekosistem hizmetleri içerisinde en temel bileşenlerden biri karbon sekestrasyonudur. Karasal habitatlar arasında değerlendirildiğinde, yapısal heterojenlikleri ile yüksek niş çeşitliliği barındıran orman ekosistemleri, biyolojik çeşitliliğin en yoğun gözlendiği sistemler olarak öne çıkmaktadır. Biyoçeşitlilik denildiğinde genellikle akla çok hücreli canlılar –bitkiler, hayvanlar ve mantarlar– gelse de, bakteriler ve diğer tek hücreli canlılar da bu zenginliğin ayrılmaz bir parçasıdır.
Önsöz
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Türkiye’nin karbon yutak alan durumunu ve potansiyelini değerlendirerek ülkenin iklime uyum kapasitesini incelemek ve sürdürülebilir iklim politikalarına katkı sağlamaktır.
Yöntem: Çalışmada Türkiye’nin Karbon yutak alanlarını literatürden elde edilen göstergeler, kriterler ve deneyimler ile analiz edilmektedir.
Bulgular: Analiz sonucunda elde edilen bulgulara göre Türkiye'nin karbon yutak alanı proje ve uygulamaları üzerinde teknik detaylara, projelerin özgünlüğüne ve proje başarısıyla izleme değerlendirmeye önem vermesi gerekmektedir. bu makalede bu proje özelliklerine yer verilmiştir.
Özgünlük: Bu çalışma, Türkiye'nin karbon yutak alan durumunu ve potansiyeline ilişkin kapsamlı bir genel bakış sunarak hem güçlü hem de zayıf yönlerini vurgulamaktadır. Bu bulgular, politika yapıcılar için Türkiye'nin karbon yutak alan durumunu ve potansiyelini artırmayı hedefleyen müdahalelerin geliştirilmesine yönelik değerli bilgiler sağlamaktadır. Sektörün gelişmesi ve projeyle uygulamaların uzmanlaşılması için önemlidir.
Anahtar Kelimeler:
1. Giriş
Türkiye,
farklı iklim tiplerinin buluştuğu, üç kıtanın geçiş noktasında yer alan bir
coğrafyada bulunur. Bu özel konumu sayesinde zengin orman varlığı, sulak
alanlar, otlaklar ve denizel ekosistemler gibi farklı karbon yutaklarına ev
sahipliği yapar. Ancak artan nüfus baskısı, plansız kentleşme ve endüstriyel
faaliyetler, bu doğal karbon depolarını tehdit etmektedir. Dolayısıyla karbon
yutaklarının korunması, iyileştirilmesi ve yönetimi, iklim krizine karşı ulusal
ölçekte öncelikli bir politika olarak ele alınmalıdır.
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nda, tabiat varlıkları; jeolojik devirlerden günümüze ulaşan, ekolojik ve biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilirliği açısından kritik öneme sahip, estetik ve bilimsel değerleri nedeniyle korunması gereken doğal unsurlar olarak tanımlanmaktadır. Buna karşın, 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu ve ilgili yönetmelikte “tabiat varlıkları” yerine “kaynak değerleri” kavramı kullanılmaktadır. Bu terminolojik farklılık, doğal ekosistemlerin yalnızca korunması gereken varlıklar olarak mı, yoksa ekosistem hizmetleri çerçevesinde belirli işlevleri yerine getiren kaynaklar olarak mı ele alındığı sorusunu gündeme getirmektedir. Özellikle karbon yutak alanları bağlamında değerlendirildiğinde, doğal ekosistemlerin sağladığı hizmetlerin yalnızca ekonomik ve rekreasyonel boyutlarıyla değil, iklim değişikliğiyle mücadeledeki rolleriyle de ele alınması gerekmektedir. Ormanlar, sulak alanlar ve denizel ekosistemler gibi yüksek karbon tutma kapasitesine sahip alanların korunması, biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilirliği kadar atmosferdeki sera gazı dengesinin sağlanması açısından da kritik bir gerekliliktir. Bu nedenle, koruma politikalarının ekolojik işlevsellik ve iklim değişikliği ile uyumlu şekilde yeniden ele alınması, doğal alanların yalnızca birer “kaynak” değil, yaşamsal döngülerin temel unsurları olduğu gerçeğini vurgulamalıdır.
Doğayla iç içe vakit geçirmek isteyen bireyler, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün (DKMP-GM) yetki ve sorumluluğundaki korunan alanlara yoğun ilgi göstermektedir. Bu alanlar, sahip oldukları temiz hava, su kaynakları, biyolojik çeşitlilik ve ekosistem hizmetleri ile sadece rekreasyonel fırsatlar sunmakla kalmayıp, aynı zamanda karbon yutak alanları olarak da kritik roller üstlenmektedir. 2024 yılında 49 milli park, 269 tabiat parkı, 111 tabiat anıtı, 32 tabiatı koruma alanı, 85 yaban hayatı geliştirme sahası, 14 RAMSAR alanı, 59 ulusal öneme haiz sulak alan ve 58 mahalli öneme haiz sulak alan olmak üzere toplam 677 korunan alan, 67 milyon 849 bin 852 ziyaretçiyi ağırlamıştır. Bu ziyaretçilerin 61 milyon 803 bin 255’i günübirlik, 6 milyon 46 bin 597’si ise konaklamalı ziyaret gerçekleştirmiştir. Ancak bu alanlar, yalnızca ziyaretçi çekme potansiyelleriyle değil, atmosferdeki karbon döngüsünü düzenleyerek iklim değişikliğiyle mücadelede oynadıkları rol ile de değerlendirilmeli ve korunmalıdır. Özellikle ormanlık alanlar, sulak alanlar ve diğer doğal ekosistemler, yüksek karbon tutma kapasiteleri sayesinde sera gazı emisyonlarını azaltarak ekolojik dengeyi desteklemekte ve uzun vadeli sürdürülebilirlik açısından hayati bir işlev görmektedir. Bu bağlamda, korunan alanların yalnızca rekreasyonel değil, karbon yutak fonksiyonları çerçevesinde de değerlendirilmesi, koruma politikalarının ekolojik temelli bir yaklaşımla yeniden şekillendirilmesini zorunlu kılmaktadır. “doğal kaynak”, özellikle de “koruma-kullanma dengesi”, “sürülebilir kullanım” vb yaklaşımlar yanıltıcı olabilmeketdir.
2014 yılında yürürlüğe giren Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği ile korunan alanlarda yeni boyuta girilmiştir. OGM büntesinde 2022 yılında yürürlüğe giren Orman Parkları yönetmeliği ile “orman parklarına” yani IUCN sınıflandırmasında “şehir ormanlarına”, DKMP-GM’nin verilerinde “mesire yerlerine” de yer verilmiştir.
Korunan Alan Yönetimi ve Karbon Yutak Kapasitelerinin İzlenmesine Yönelik Stratejik Yaklaşımlar
“Doğal ekosistemlerin korunması ve sürdürülebilir yönetimi, iklim değişikliğiyle mücadelede kritik bir rol oynamaktadır. Korunan Alanlar ve İklim Değişikliği Türkiye Ulusal Stratejisi”nde önemli vurgular yapılmıştır. Bu bağlamda, “Korunan Alan Yönetiminin Hızlı Değerlendirme ve Önceliklendirme Metodolojisi” (RAPPAM) ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından uygulanan ‘Korunan Alanlarda Yönetim Etkinliğini İzleme Aracı’ (METT) gibi bilimsel yaklaşımlar, Türkiye’deki korunan alanların etkinliğini değerlendirmek ve koruma önceliklerini belirlemek amacıyla uygulanmıştır.
Özellikle ‘Korunan Alan Yönetiminin Hızlı Değerlendirme ve Önceliklendirme’ (RAPPAM) metodolojisi, 2006 yılında Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) tarafından yayımlanan ‘RAPPAM Uygulaması: Uygulama Anahtar Bulgular ve Sonuçlar’ adlı e-kitapta ayrıntılı şekilde ele alınmıştır (DKMP, 2006, erişim: 2025).
Korunan alan yönetiminde geliştirilen bu bilimsel yaklaşımlar, ekosistem hizmetlerinin sürdürülebilir şekilde korunması ve karbon yutak kapasitelerinin artırılması açısından büyük önem taşımaktadır. Özellikle, iklim değişikliği ile mücadelede temel bir strateji olarak kabul edilen karbon yutak alanları, orman ekosistemlerinden sulak alanlara kadar geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Bu doğrultuda, RAPPAM ve ‘Korunan Alanlarda Yönetim Etkinliği İzleme’ (METT) gibi değerlendirme ve izleme araçlarının kullanımı, korunan alanların karbon depolama potansiyelinin belirlenmesine ve yönetim stratejilerinin optimize edilmesine katkı sağlamaktadır. Türkiye’deki karbon yutak alanlarının korunması ve yönetimi, hem ulusal hem de küresel ölçekte iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir rol oynamakta, biyolojik çeşitliliğin sürekliliğini sağlamanın yanı sıra atmosferdeki sera gazı emisyonlarını dengeleyerek ekosistem hizmetlerinin sürdürülebilirliğini desteklemektedir.”
6831 sayılı Orman Kanunu kapsamında Orman Genel Müdürlüğü (OGM) tarafından muhafaza ormanları, gen koruma ormanları, tohum meşcereleri, tohum bahçeleri ve orman parkları gibi çeşitli korunan alanlar oluşturulmuştur. Türkiye’de toplam 2.811 adet korunan orman alanı bulunmakta olup, bu alanların toplam büyüklüğü 363.415 hektardır. Özellikle muhafaza ormanları (246.447 ha) ve gen koruma ormanları (43.187 ha), biyolojik çeşitliliğin korunması ve genetik kaynakların sürdürülebilir şekilde yönetilmesi açısından kritik öneme sahiptir. Bu alanlar aynı zamanda atmosferdeki karbonun uzun vadeli depolanmasını sağlayarak, küresel iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir rol üstlenmektedir. Orman ekosistemlerinin karbon tutma kapasitesi, özellikle genetik olarak üstün bireylerin bulunduğu tohum meşcereleri (44.429 ha) ve tohum bahçeleri (1.479 ha) aracılığıyla uzun vadeli karbon yutak fonksiyonlarını güçlendirmektedir.
Benzer şekilde, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında doğal sit alanları, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları, nitelikli doğal koruma alanları ve kesin korunacak hassas alanlar olmak üzere çeşitli kategorilerde korunmaktadır. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü (TVK-GM) tarafından yönetilen bu alanlar toplamda yaklaşık 1.940.000 hektarlık bir yüzölçümüne sahiptir. Özellikle kesin korunacak hassas alanlar (441.359,5 ha), doğal ekosistemlerin bozulmadan sürdürülebilirliğini sağlamak açısından kritik öneme sahiptir. Bu alanlar, toprak ve bitki örtüsü yoluyla atmosferden önemli miktarda karbon çekerek iklim değişikliği ile mücadelede doğal yutak işlevi görmektedir. Korunan alanların bu ekosistem hizmetleri, sadece biyolojik çeşitliliğin korunmasına değil, aynı zamanda iklim değişikliğinin etkilerini azaltmaya yönelik sürdürülebilir çözümler sunmaktadır.
Şehirlerde karbon yutak alanının mevcudiyeti konusunda çok çeşitli çalışmalar bulunmaktadır. Yeşil altyapılar (YA), parklar, bahçeler, ormanlar, koruluklar ve diğer açık alanlar gibi farklı bileşenleri içerebilirken mavi altyapılar (MA) ise su yönetimi ve sürdürülebilirliği için planlanmış alanlar olarak ele alınmaktadır. CBS ve UA kullanılarak Isparta merkez ilçe sınırlarıkapsamında gerçekleştirilen bir çalışmada doğal altyapılar nicelik ve nitelik açısından incelenmiştir. Arazi örtüsü ve arazi yapısının altyapı kavramı çerçevesinde mekânsal olarak da analizi yapılmış ve doğal altyapıların kapladığı alanlar, bu alanların topoğrafyası gibi fiziksel özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmiştir. URL: https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/4315213
Kentsel açık ve yeşil alanlarda kullanılan bitkiler, estetik katkılarının yanı sıra sundukları ekosistem hizmetleri açısından da büyük önem taşır. Bitkisel tasarım sürecinde, seçilen türlerin fizyolojik, morfolojik, aromatik ve alerjik özellikleri dikkate alınarak bilinçli tercihler yapılmalıdır. Bu sayede bitkilerden beklenen işlevsel ve çevresel faydalar en üst düzeyde sağlanabilir. Bir çalışma kapsamında Şanlıurfa ili Haliliye ilçesi açık ve yeşil alanlarında 85 bitki taksonu tespit edilmiştir. Bu bitkiler; yaşam formu, yaprak durumu, çiçeklenme zamanı, aromatik özellikleri, zehirlilik durumları ve alerjen oranları bakımından değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme sonucunda doğal bitki kullanımının kısıtlı kaldığı, yaprak döken ve herdemyeşil bitki türlerinin dengeli kullanıldığı ve aromatik bitki çeşitliliği bakımından önemli bir zenginlik olduğu tespit edilmiştir. Çalışma kapsamında gerçekleştirilen yerinde gözlemler sonucunda, Şanlıurfa ili Haliliye ilçesinde yer alan önemli açık ve yeşil alanlardan Cumhuriyet Parkı ve GAP Vadisi’nin bitkisel çeşitlilik açısından sınırlı bir yapıya sahip olduğu ve her iki alanda benzer taksonların tekrarlandığı tespit edilmiştir. Bu durum, peyzaj alanlarında ekolojik ve estetik değerleri artırmak amacıyla, özellikle doğal taksonlara öncelik verilerek bitkisel çeşitliliğin artırılması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, söz konusu alanlarda otopark çevresi bitkilendirmelerinin yetersiz olduğu gözlemlenmiştir. Bu bağlamda, kentsel koşullara iyi uyum sağlayabilen ve adaptasyon yeteneği yüksek olan Fraxinus excelsior L. (Dişbudak) türünün bu alanlarda kullanımı önerilmektedir. Şanlıurfa kentinin genel toprak yapısının yüksek oranda kireçli olması, bitkilerde yaygın şekilde demir klorozu görülmesine neden olmaktadır. Bu nedenle, mevcut açık ve yeşil alanlarda sık kullanılan Magnolia grandiflora L. (Büyük Çiçekli Manolya) ve seyrek olarak tercih edilen Tilia tomentosa Moench (Gümüşi Ihlamur) türlerinin gelişiminde sorunlar yaşandığı gözlemlenmiştir. Bunun yerine, bölgenin ekolojik koşullarına daha iyi uyum sağlayan ve sağlıklı gelişim gösteren doğal türler olan Pistacia khinjuk Stocks (Buttum) ve Pistacia palaestina Boiss. (Filistin Sakızı) taksonlarının kullanımı önerilmektedir. URL: https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2451197
Bu çalışmada, biyolojik çeşitliliğin daha ayrıntılı ve çok boyutlu bir şekilde analiz edilebilmesi amacıyla 'Biyolojik Çeşitlilik Bileşen (BİÇEB) Hesaplama Yazılımı' (Özkan vd., 2020) kullanılmıştır. Bu yazılım sayesinde, ekosistemlerdeki tür çeşitliliğini değerlendirmek için kullanılan Shannon-Wiener, Simpson ve Whittaker gibi farklı çeşitlilik indisleri ile birlikte çeşitli sayısal dönüşüm yöntemlerinden faydalanılarak, alfa (yerel ölçekte çeşitlilik), beta (farklı habitatlar arası çeşitlilik) ve gama (bölgesel toplam çeşitlilik) düzeylerinde kapsamlı biyolojik çeşitlilik hesaplamaları yapılmıştır. Meşe ormanları, tür çeşitliliği açısından iğne yapraklı (karaçam, kızılçam, ardıç) ormanlara kıyasla daha düşük çeşitlilik göstermiştir. Alfa çeşitliliği, kanyonlar, vadiler ve eğimli yamaçlar gibi arazi yapılarında daha yüksek bulunmuştur. Özellikle iğne yapraklı ağaçların yer aldığı, nem, ışık ve sıcaklık koşullarının yıl boyunca değişkenlik gösterdiği alanlarda tür zenginliği daha fazladır. URL: https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/3303594
Bakanlığımız Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğünce; 2053 Karbon Nötr Hedefine ulaşmak İçin sera gazı emisyonlarının azaltılmasının yanı sıra karbon yutak alanlarının artırılması gerektiğinden bahisle, hem karbon tutulumunu artırmak hem de iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak amacıyla ulusal ölçekte planlanan ağaçlandırma ve iyileştirme çalışmalarının gerçekleştirilebilmesi için 81 ilimizde niteliği uygun olan taşınmazların ağaçlandırılmak üzere tahsisinin talep edilmesi üzerine, 39 ilimizde niteliği uygun olan toplam 32.146.451,05 m² yüzölçümlü olmak üzere 139 adet taşınmazın "ağaçlandırma yapılmak üzere" 2 (iki) yıl süreyle ön tahsisi gerçekleştirilmiştir.
İklim değişikliğinin ekosistemler ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkileri giderek daha belirgin hale gelmektedir. Özellikle sınırlı habitatlara sahip türler ve hassas ekosistemler, artan sıcaklıklar, değişen yağış rejimleri ve aşırı hava olayları nedeniyle önemli ölçüde risk altındadır. Bu bağlamda, karbon yutak alanı işlevi gören ormanlar, turbalıklar ve diğer doğal ekosistemlerin korunması ve sürdürülebilir yönetimi, hem iklim değişikliğine uyum hem de sera gazı emisyonlarının azaltılması açısından kritik bir strateji olarak öne çıkmaktadır.
Korunan alanlar, sürdürülebilir orman yönetimi, orman restorasyonu ve ilave karbon yutak alanlarının tesisi ile iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir rol üstlenmektedir. Öncelikle, mevcut orman ekosistemlerinin bütünlüğünün korunması, ormansızlaşmanın önlenmesi ve sürdürülebilir ormancılık uygulamalarının yaygınlaştırılması karbon depolama kapasitesini artıracaktır. İkinci olarak, tahrip olmuş orman alanlarının restorasyonu, özellikle doğal tür kompozisyonuna uygun ekim ve ekosistem bazlı yaklaşımlar ile gerçekleştirildiğinde, karbon sekestrasyonunu hızlandırarak uzun vadeli karbon depolama potansiyelini yükseltecektir. Üçüncü olarak, yeni karbon yutak alanlarının tesisi için ormanlaştırma ve ekolojik bağlantı koridorlarının oluşturulması, türlerin iklim değişikliğine adaptasyonunu destekleyecek ve biyolojik çeşitliliği güçlendirecektir.
Türkiye’de iklim değişikliğinin etkilerinin hangi bölgelerde daha belirgin olacağı ve riskli alanların nereler olduğu tam olarak belirlenmemiş olsa da, karbon yutak alanı işlevi gören ekosistemlerin korunması ve genişletilmesi gerekliliği açıktır. 2009 yılında Antalya’da gerçekleştirilen RAPPAM çalıştayında uzmanlar, korunan alan yönetiminde iklim değişikliği etkilerinin dikkate alınması gerektiğini vurgulamışlardır. Ayrıca, “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi” kapsamında yapılan değerlendirmelerde, karbon yutak alanları ile korunan alanlar arasındaki ilişkinin güçlendirilmesi, Çevre ve Orman Bakanlığı uzmanları tarafından öncelikli bir konu olarak belirlenmiştir. Bu doğrultuda, sürdürülebilir orman yönetimi, orman restorasyonu ve yeni karbon yutak alanlarının oluşturulması, Türkiye’nin iklim değişikliğine karşı dirençli bir ekosistem yapısına ulaşmasını sağlayacak stratejik adımlardır.
Tarihi ören yerlerinin karbon yutak alanı olarak değerlendirilmesi amacıyla yapılacak araştırma ve peyzaj düzenlemeleri, hem kültürel mirasın korunmasına hem de ekosistem hizmetlerinin desteklenmesine katkı sağlayacaktır. Bu bağlamda, gölge oluşturma kapasitesi yüksek olan türlerin yanı sıra rüzgâr kırıcı ve yol ağaçlandırmalarında kullanılabilecek türlerin seçimi önem arz etmektedir. Hıyaban (ağaçlı yol) düzenlemeleri, ziyaretçi deneyimini iyileştirirken mikroklimatik koşulları da olumlu yönde etkileyebilir. Bitkilendirme planlaması kapsamında; Ginkgo biloba (Mabet ağacı), Picea pungens (Mavi ladin), Punica granatum (Nar), Salix babylonica (Salkım söğüt), Betula pendula (Huş ağacı), Melia azedarach (Tesbih ağacı), Magnolia grandiflora (Manolya) ve Olea europaea (Zeytin ağacı) gibi türlerin kullanımı önerilmektedir. Ayrıca müze çevresi ve açık sergi alanları gibi kullanıcı yoğunluğu yüksek bölgelerde, arkat ve pergola gibi yapısal elemanların tasarımı, bitkisel öğelerle desteklenerek hem estetik hem de işlevsel katkılar sunabilir. Bu yapılarda, Jasminum officinale (Yasemin), Wisteria sinensis (Mor salkım) ve Campsis radicans (Acem borusu) gibi sarılıcı ve tırmanıcı bitkilerin kullanımı, gölgeleme, doğal serinlik ve görsel zenginlik açısından uygun bir peyzaj çözümü olacaktır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/3307317
Tarımsal ormancılık kapsamında rüzgâr perdeleri, maçlama çok sayıda
ağaç ve çalı türünün sahaya kazandırılmasını sağlayarak karbon yutak
alanlarının artırılmasına katkı sunar. Rüzgâr perdesi tasarımı, lokal saha
analizine ve arazi sahibinin taleplerine göre yapılmalıdır. Bu
durum, karbon tutma kapasitelerinin maksimize edilmesi açısından da önemlidir. Küresel iklim değişikliğiyle artan fırtına
ve rüzgâr tehlikeleri karşısında canlı rüzgâr perdeleri, erozyonun ve organik
madde kaybının önlenmesi ile birlikte toprağın karbon tutma kapasitesini
korur ve artırır. Canlı çitler ve rüzgâr perdeleri, biyolojik çeşitliliği
destekleyen sistemlerdir. Böylece karbon döngüsünü düzenleyen canlılık
devam eder ve sürdürülebilir karbon yutak alanları oluşur. Rüzgâr
perdelerinin etkin kurulabilmesi için parçalanmış arazilerin birleştirilmesi,
arazi kabiliyet sınıflarına uygun planlama ve doğru tür seçimi
yapılmalıdır. Bu planlamalar, karbon tutma kapasitesi yüksek alanlar
yaratılmasına olanak tanır. Rüzgâr perdesi uygulamalarında Tarım ve Orman
Bakanlığı başta olmak üzere ilgili kamu kurumlarının teknik ve mali
destekleri, karbon yutak projelerinin yaygınlaştırılması için
gereklidir. Tel, beton gibi yapay engeller yerine canlı çitlerin kullanımı,
ekosistem hizmetleri kapsamında karbon tutumuna katkı sağlar. Aynı zamanda
ekosistemle uyumlu doğal sınırlar oluşur. Rüzgâr perdesi yüksekliği,
geçirgenliği, yönü ve uzunluğu gibi parametrelerin bilimsel analizler
ile belirlenmesi; karbon sekestrasyonu (karbonun biyokütle ve toprakta
tutulması) verimliliğini artırır. Rüzgâr perdelerinde kullanılacak ağaç ve
çalı türlerinin, toprağa ve iklim koşullarına uygun, hızlı gelişen, yüksek
biyokütle üreten türler olması karbon tutma kapasitesini artıracaktır. URL:
Karbon Yutak Alan Biyolojisi ve Karbon Yutak Alanlar
Karbon Yutak Alanlarının Belirlenmesinde Etkili Faktörler
Karbon yutak alanlarının karbon (C) depolama kapasitesi; jeolojik yapı, iklim koşulları, arazi kullanımı ve yönetim stratejileri gibi çeşitli faktörlere bağlıdır. Arazi kullanımındaki değişiklikler ve yönetim uygulamaları, toprak sıcaklığı ve nem düzeyinde meydana gelen dalgalanmalar, toprak karbon stok miktarını önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Özellikle orman ve otlak ekosistemlerinin tarımsal alanlara dönüştürülmesi ve kontrolsüz toprak kayıpları, küresel ölçekte toprak organik karbon (SOC) seviyelerinde belirgin bir azalmaya neden olmuştur.
Genel olarak, ekvatordan uzaklaştıkça (kuzey ve güney enlemlerine doğru ilerledikçe) toprak organik karbon içeriği artış göstermektedir. Bu durum, soğuk ve nemli bölgelerde organik maddenin parçalanma hızının azalması ve uzun vadede karbon depolanmasının daha yüksek seviyelerde gerçekleşmesi ile açıklanabilir.
1. Toprak Özellikleri ve Karbon Yutak Kapasitesi
Toprağın karbon depolama kapasitesi, aşağıdaki fiziksel ve biyolojik faktörlerden etkilenmektedir:
-
Fiziksel Özellikler: Toprak derinliği, tekstürü, strüktürü, taşlılık oranı ve penetrasyon direnci
-
Mikrobiyal Aktivite: Toprak solunumu, organik madde dönüşüm oranları
-
Nem ve Sıcaklık: Toprak nem düzeyi ve sıcaklık değişimleri
Sürdürülebilir arazi yönetimi uygulamaları, karbon depolama kapasitesini artırma potansiyeline sahiptir. Bu kapsamda;
-
Ekosistem odaklı tarım (rejeneratif tarım) ve iklim dostu tarım teknikleri önem kazanmaktadır.
-
Toprak koruma odaklı işleme yöntemleri (azaltılmış toprak işleme ve doğrudan ekim)
-
Bitki artıklarının tarım sistemine dahil edilmesi ve organik kaynaklı gübreleme teknikleri
-
Erozyon kontrolü ve amaç dışı arazi kullanımının önlenmesi
-
Su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi, toprak karbonunun korunmasında kritik rol oynamaktadır.
2. İklim Değişikliği ve Toprak Organik Karbon (SOC) İlişkisi
Küresel ısınma ve atmosferdeki karbondioksit (CO₂) seviyelerinin artışı, fotosentez süreci yoluyla bitki büyümesini destekleyerek toprağa organik madde girdisini artırma potansiyeline sahiptir. Ancak bu durum, ekosistem dinamiklerine bağlı olarak değişiklik gösterebilir.
Öte yandan, atmosferik sıcaklığın yükselmesi ve yağış miktarının azalması, bitkilerin fotosentez yoluyla ürettiği organik madde miktarını azaltarak toprağa giren karbon miktarını düşürmektedir. Aşırı kuraklık koşullarında, toprak neminin azalması toprak bozulmasına (degradasyon) yol açmakta ve organik karbon kayıplarını hızlandırmaktadır.
Bu nedenle, iklim değişikliği etkilerinin azaltılması ve karbon yutak alanlarının korunması, sürdürülebilir arazi yönetimi politikaları ile entegre edilmelidir.
Karbon yutak
alanları, atmosferdeki karbonu emerek depolayan ekosistemlerdir. Ormanlar,
deniz çayırları, turbalıklar, otlaklar ve sulak alanlar bu yutaklar arasında
yer alır. Türkiye'de özellikle ormanlar, kara ekosistemleri içerisinde en büyük
karbon yutakları olarak öne çıkar. Bir ormanın toprağı, humus tabakası, bitki
örtüsü ve ölü organik maddeleri, karbon döngüsünün temel parçalarıdır. Bu
biyolojik zenginlik, atmosferden karbon çekerek küresel ısınmanın
yavaşlatılmasına katkı sağlar.
Türkiye’de Karbon Yutak Alan Politikası ve Yönetimi
Türkiye’de
karbon yutaklarının korunmasına yönelik politikalar; orman amenajman planları,
milli parklar, tabiat parkları ve muhafaza ormanları üzerinden yürütülür. Ancak
bu alanların karbon tutma kapasiteleri çoğu zaman yapılan yönetim planlarına
yansıtılmamaktadır. Korunan alanların artırılması ve mevcut alanların daha
etkin yönetilmesi, karbon stoklarını güvence altına alırken, biyoçeşitlilik
kaybını da önler.
Karbon Kredisi Hesaplama Yöntemi ve Yönetim Stratejileri
1. Karbon Kredisi Hesaplama Metodolojisi
Karbon kredisi, belirli bir alanın karbon yutak kapasitesine ve bu kapasitenin sürdürülebilir şekilde korunmasına bağlı olarak hesaplanmaktadır. Örneğin, 100 hektarlık bir orman alanında yıllık olarak 400 ton CO₂ eşdeğeri karbon tutulduğu ve bu alanın korunacağı garanti edildiği takdirde, 30 yıl boyunca toplam 12.000 karbon kredisi kazanılmaktadır:
Bu alanın uzun vadeli karbon stok kapasitesinin korunmasının yanı sıra, odun hammaddesi üretimi amacıyla ağaçların hasat edilip mobilya sektöründe kullanılması halinde, karbon depolama süreci devam etmekte ancak toplam karbon kredisi farklılaşmaktadır. Örneğin, hasat edilen odun ürünlerinin uzun süreli karbon depolama özelliği göz önünde bulundurulduğunda, %15 oranında ek karbon kredisi kazanılmaktadır:
Bu durumda, toplam karbon kredisi aşağıdaki şekilde hesaplanmaktadır:
Bu hesaplama yöntemi, karbon kredisi piyasasında geçerli standartlar çerçevesinde doğrulama ve sertifikasyon süreçlerine tabi tutulmalıdır.
2. Karbon Yönetim Stratejileri ve Politika Önerileri
Karbon yutak alanlarının etkin yönetimi, üç temel strateji üzerinden değerlendirilmektedir:
-
Koruma (Engelleme): Mevcut yutak alanlarının tahribata uğramasını önlemek ve doğal ekosistemlerin sürdürülebilirliğini sağlamak.
-
Yönetim (Azaltım): Arazi kullanım değişiklikleri ve insan kaynaklı karbon salınımının en aza indirilmesi.
-
Onarım (Rehabilitasyon ve Restorasyon): Bozulmuş ekosistemlerin yeniden karbon depolama kapasitesine kavuşturulması.
Karbon yönetim süreçlerinin doğrulama ve sertifikasyonu için VERRA (Verified Carbon Standard, VCS), Karbon Fiyatlama Dairesi ve TSE (Türk Standartları Enstitüsü) gibi ulusal ve uluslararası kuruluşlarla uyumlaştırma çalışmaları yürütülmelidir.
Ayrıca, entansif karbon yönetimi (EKY) planları geliştirilerek uygun parsellerde karbon sekestrasyon kapasitesini artırıcı önlemler alınmalıdır.
Sosyo-ekonomik açıdan karbon kredisi mekanizmalarının uygulanabilirliğini artırmak için:
-
Yeşil ekonomi odaklı teşvik ve istisna sistemleri geliştirilerek yerel toplulukların karbon yönetimi süreçlerine katılımı sağlanmalıdır.
-
Uluslararası standartlara uyumlu sertifikasyon süreçleri yürütülmeli ve karbon kredilerinin küresel piyasalarda ticarileştirilmesi sağlanmalıdır.
Bu kapsamda, karbon kredisi sistemlerinin etkin ve sürdürülebilir yönetimi için politikalar, uluslararası anlaşmalara uyumlu olarak şekillendirilmeli ve ekolojik, ekonomik ve sosyal fayda sağlayacak mekanizmalarla desteklenmelidir.
Karbon Yutak Alanların Yönetilmesi, Planlaması ve İzlenmesi
Karbon
yutaklarının uzun vadeli işlevlerini koruyabilmesi için bilimsel planlama ve
düzenli izleme çalışmaları şarttır. Türkiye'de orman genel müdürlüğü tarafından
yapılan orman envanterleri, karbon stoklarının hesaplanmasına katkı
sunmaktadır. Fakat sulak alanlar ve çayır gibi diğer karbon yutaklarında
düzenli izleme çalışmaları yetersizdir. Uydu görüntüleri, arazi gözlemleri ve
karbon ölçüm sistemleri kullanılarak ekosistem bazlı izleme ağı güçlendirilmelidir.
Türkiye’de Karbon Yutak Alan Çalışmaları ve
Uluslararası Yaklaşımlara Entegrasyon
Türkiye,
uluslararası sözleşmelere taraf olarak karbon yönetimi ve yutak alanların
korunmasına yönelik taahhütler vermektedir. Paris İklim Anlaşması, Biyolojik
Çeşitlilik Sözleşmesi ve Avrupa Yeşil Mutabakatı çerçevesinde karbon yutakları
ile ilgili politikaların uyumlu hale getirilmesi kritik önemdedir. Avrupa
Birliği'nin karbon sertifika sistemlerine entegrasyon da hem ekosistem
korunmasına hem de kırsal kalkınmaya katkı sunabilir.
Türkiye’de Karbon Sertifikası Amaçlı Karbon Yutak
Alanlar
Karbon piyasalarının
gelişmesiyle birlikte Türkiye’de karbon sertifikalı orman ve arazi projeleri
artmaktadır. Bu projelerle özel sektör ve yatırımcılar, karbon emisyonlarını
dengelemek amacıyla yutak alanlara destek olmaktadır. Ancak karbon sertifikalı
projelerin ekolojik hassasiyetleri göz önünde bulundurması, yalnızca karbon
değil, aynı zamanda biyoçeşitlilik ve sosyal faydalar sağlaması gerekir.
Türkiye'de Karbon Yutak Alanlar Kapsamında Muhafaza
Ormanları
Muhafaza
ormanları, erozyonu önlemek, su rejimini korumak ve doğal hayatı desteklemek
amacıyla ayrılmış özel ormanlardır. Bu ormanlar aynı zamanda yüksek karbon
depolama kapasitesine sahiptir. Türkiye’nin farklı bölgelerinde oluşturulan
muhafaza ormanları, karbon yönetimi açısından yeniden değerlendirilmeli, bu
alanlar üzerindeki baskılar azaltılmalı ve ekolojik restorasyon projeleri ile
desteklenmelidir.
Türkiye’de Doğa Karbon Yutak Alan Uygulamaları:
Sorunlar ve Öneriler
Türkiye’de
karbon yutak alanlarına yönelik uygulamalarda aşağıdaki temel sorunlar öne çıkmaktadır:
- Bilimsel veriye dayalı
planlamanın yetersizliği,
- Yerel halkın süreçlere
yeterince dahil edilmemesi,
- Karbon stoklarının düzenli
izlenmemesi,
- Özgün değerin her proje için ortaya konulması,
- Tarım ve madencilik gibi
sektörlerin baskısı,
- Finansal kaynak eksikliği.
Bu
sorunların çözümü için öneriler:
- Karbon yutakları odaklı
ekosistem restorasyon projeleri artırılmalı,
- Yerel üreticiler ve sivil
toplum karbon yönetimi süreçlerine dahil edilmeli,
- Üniversitelerle ortak izleme ve
araştırma çalışmaları yapılmalı,
- Karbon sertifikalı projeler
sosyal fayda esaslı tasarlanmalı,
- Ulusal Karbon Yutak Stratejisi
hazırlanarak tüm paydaşlarla uygulanmalıdır.
Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü. (2023). Korunan alan istatistikleri, 2023. T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı. https://www.tarimorman.gov.tr/DKMP-GM/Menu/18/Korunan-Alan-Istatistikleri (Erişim tarihi: 2 Şubat 2025).
Pachauri, R.K., Allen, M.R., Barros, V.R., Broome, J., Cramer, W., Christ, R., Van Ypserle, J.P., et all. 2014. Climate change 2014: synthesis report. Contribution of Working Groups I, II and III to the fifth assessment report of the Intergovernmental Panel on Climate Change (p. 151).
Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü. (2023). Türkiye tabiatı koruma durum raporu 2023 ([PDF]). T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı. https://www.tarimorman.gov.tr/DKMPGM/Belgeler/Tabiat%20Koruma%20Durum%20Raporu/TKDR_TR_2023.pdf
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü. (2023). Kültür ve tabiat varlıklarını koruma genel müdürlüğü. T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı. https://says.csb.gov.tr.
PEGEM Akademi. (2023). Korunan Alanların Yönetim Etkinliğinin Değerlendirilmesi: RAPPAM Uygulaması 2022 Yılı Sonuçları, 2005 ve 2009 Yılları Karşılaştırması. Ankara.
WWF-Türkiye. (2011). Korunan alanlar ve iklim değişikliği Türkiye ulusal stratejisi (Y. Lise & B. A. Çokçalışkan, Yay. haz.). Ankara.
Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP). (2025, Ocak 30). Korunan alanları 2024 yılında 67 milyon 849 bin kişi ziyaret etti. T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı. https://www.tarimorman.gov.tr/DKMP/Haber/384/Korunan-Alanlara-2024-Yilinda-Ziyaretci-Sayisinda-Rekor-Artis (Erişim: 3 Şubat 2025).
Khan, M. A., Anser, M. K., Usman, B., Nabi, A. A., Ahmad, I., & Zaman, K. (yıl). Decoding carbon sequestration: The impact of agriculture, conservation policies, climate, and land use. DOİ: https://accscience-com.translate.goog/journal/AJWEP/22/1/10.36922/AJWEP025050027?_x_tr_sl=auto&_x_tr_tl=en&_x_tr_hl=auto&_x_tr_hist=true
Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP-GM). (2024, Aralık 30). Genel Müdürlüğümüz bağlı kuruluş olarak yoluna devam edecek. T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı. https://www.tarimorman.gov.tr/DKMP/Haber/382/Genel-Mudurlugumuz-Bagli-Kurulus-Olarak-Yoluna-Devam-Edecek (Erişim: 6 Şubat 2025).
Özkan, K., Küçüksille, E., Mert, A., Gülsoy, S., Süel, H., Başar, M., 2020. Biyolojik çeşitlilik bileşenleri (BİÇEB) hesaplama yazılımı. Turkish Journal of Forestry, 21(3): 344-348.
Yazar Katkıları /Author Contributions: Kavramsallaştırma, Metodoloji, Veri Derleme, Analiz, Makale Yazımı-orijinal taslak Mustafa Çetin, Literatür taraması, Veri Derleme, Analiz, Makale Yazımı-inceleme ve düzenleme Mustafa Çetin / Conceptualization, Methodology, Data Curation, Analysis, Writing-original draft Mustafa Çetin Literature review, Data Curation, Analysis, Writing-review and editing
Çatışma Beyanı /Conflict of Interest Yazarlar tarafından herhangi bir potansiyel çıkar çatışması beyan edilmemiştir. No potential conflict of interest was declared by the authors.
Fon Desteği / Funding Bu çalışmada herhangi bir resmi, ticari ya da kâr amacı gütmeyen organizasyondan fon desteği alınmamıştır. Any specific grant has not been received from funding agencies in the public, commercial, or not-for-profit sectors.
Etik Standartlara Uygunluk / Compliance with Ethical Standards Yazarlar tarafından, çalışmada kullanılan araç ve yöntemlerin Etik Kurul izni gerektirmediği beyan edilmiştir. It was declared by the authors that the tools and methods used in the study do not require the permission of the Ethics Committee.
Etik Beyanı / Ethical Statement Yazarlar tarafından bu çalışmada bilimsel ve etik ilkelere uyulduğu ve yararlanılan tüm çalışmaların kaynakçada belirtildiği beyan edilmiştir.

0 Yorumlar
Yorumunuz İçin Teşekkürler..