Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi’nin (UNCCD) 17. Taraflar Konferansı (COP17), kuraklığın giderek ağırlaşan etkilerine karşı uluslararası düzeyde ortak bir mücadele mekanizması oluşturma konusunda kritik bir tartışmaya sahne oluyor. Moğolistan’ın başkenti Ulan Batur’da gerçekleştirilen görüşmelerde temel anlaşmazlık, kuraklıkla mücadele için hukuken bağlayıcı ya da bağlayıcı olmayan yeni bir uluslararası çerçevenin oluşturulup oluşturulmayacağı noktasında yoğunlaşıyor. Tartışma, aslında kuraklığın nasıl tanımlanması gerektiğine ilişkin daha temel bir soruyu da gündeme getiriyor: Kuraklık ülkelerin kendi sınırları içinde çözmesi gereken yerel bir sorun mu, yoksa sınırları aşan etkileri nedeniyle ortak ve çok taraflı bir küresel sorumluluk mu?
Başını ABD’nin çektiği bir grup ülke, yeni bir uluslararası kuraklık aracına ihtiyaç olmadığını ve mevcut mekanizmaların daha etkin kullanılmasının yeterli olacağını savunuyor. Buna karşılık özellikle Afrika Grubu, kuraklığın artan şiddeti ve coğrafi yayılımının ülkelerin tek başına mücadele edebileceği bir sorun olmaktan çıktığını belirtiyor. Afrika ülkelerine göre asıl eksiklik yeni araçların yokluğu değil; mevcut çalışmaların, finansmanın ve uygulamaların ortak bir yönetişim sistemi altında koordine edilememesi. Bu nedenle parçalı ve gönüllülük esasına dayalı uygulamaların küresel ölçekteki kuraklık riskine yanıt vermekte yetersiz kalabileceği vurgulanıyor.
COP16’dan Devreden Anlaşmazlık
Kuraklık konusunda yaşanan görüş ayrılığı yeni değil. Aralık 2024’te Riyad’da gerçekleştirilen COP16’da ülkeler, bağlayıcı bir kuraklık protokolü ile bağlayıcı olmayan bir çerçeve arasında uzlaşmaya varamamış ve kararı COP17’ye bırakmıştı. Buna rağmen Riyad Zirvesi’nde 12 milyar doların üzerinde taahhüt içeren Riyad Küresel Kuraklıkla Mücadele Ortaklığı oluşturulmuştu.
COP17’de ise müzakereler üç temel seçenek üzerinden ilerliyor. İlk seçenek, uluslararası bir kuraklık aracının oluşturulması ve bunun için hükümetlerarası açık uçlu bir çalışma grubunun kurulmasını öngörüyor. İkinci seçenek, ulusal eylemlere ağırlık verilmesini ve kuraklık planı bulunmayan ülkelerin bu planları hazırlamasının teşvik edilmesini amaçlıyor. Üçüncü seçenek ise mevcut UNCCD hükümlerinin uygulanmasını güçlendirecek, uygulamadaki eksiklikleri ve bunların nedenlerini ortaya koyacak yeni bir çalışma programına odaklanıyor.
Şili ise bu üç yaklaşım arasında bir uzlaşma zemini yaratmak amacıyla Pilot Uygulama Mekanizması önerisini gündeme getirdi. Yeni bir uluslararası mekanizma veya ek finansman yükümlülüğü getirmeden, mevcut araçların kullanımını güçlendirmeyi ve uygulamadaki sorunları vaka çalışmaları üzerinden değerlendirmeyi amaçlayan bu öneri, ABD tarafından tamamen reddedilmezken Afrika Grubu tarafından yeterli bulunmadı. Afrika Grubu, önerilen çalışmaların geçmişte UNCCD kapsamında zaten yürütüldüğünü ve aynı tartışmaların yeniden yapılmasının müzakereleri ilerletmek yerine geciktirebileceğini savunuyor.
Asıl Tartışma: Kuraklık Kimin Sorumluluğunda?
Müzakerelerdeki görüş ayrılığı, yalnızca teknik bir anlaşmazlık değil; aynı zamanda çok taraflı çevre yönetişiminin geleceğine ilişkin önemli bir tartışma niteliği taşıyor. ABD, kuraklıkla mücadelede ülkelerin kendi politikalarının ve ikili işbirliklerinin yeterli olabileceğini savunurken, Afrika Grubu ve çok sayıda ülke kuraklığın artık sınırları aşan etkileri nedeniyle ortak hareket gerektiren küresel bir kriz olduğunu ifade ediyor.
Kuraklığın yalnızca tarımsal üretimi değil; su güvenliğini, gıda sistemlerini, geçim kaynaklarını, ekosistemleri ve milyonlarca insanın yaşam koşullarını etkileyen çok boyutlu bir kriz haline geldiği belirtiliyor. 2022-2023 döneminde dünya nüfusunun yaklaşık dörtte birinin kuraklıktan etkilenmiş olması da sorunun ölçeğini ortaya koyuyor. Bu nedenle müzakerelerde öne çıkan temel ihtiyaçlardan biri, mevcut finansman ve teknik araçları ülkelerin sahadaki ihtiyaçlarıyla buluşturabilecek etkin bir uluslararası koordinasyon ve yönetişim çerçevesi oluşturmak.
UNCCD İcra Sekreter Yardımcısı Andrea Meza Murillo da bu görüş ayrılığını kabul etmekle birlikte, kuraklığın küresel bir sorun olduğu yaklaşımının Taraf Devletlerin çoğunluğunun görüşünü yansıttığını belirtiyor. Murillo’ya göre ülkelerin büyük bölümü, kuraklığın artan etkileri karşısında ortak çözümlere ve daha güçlü uluslararası işbirliğine ihtiyaç olduğunu kabul ediyor. Özellikle iklim değişikliği, El Niño gibi iklim olayları ve giderek artan kuraklık baskısı dikkate alındığında, ülkelerin yalnızca ulusal kapasitelere dayanarak hareket etmesinin giderek daha zor hale geldiği görülüyor.
COP17’nin önündeki en önemli soru bu nedenle yalnızca yeni bir kuraklık mekanizmasının kabul edilip edilmeyeceği değil. Asıl mesele, kuraklığın büyüyen küresel etkilerine karşı ülkelerin ortak sorumluluk anlayışıyla nasıl hareket edeceği. Brezilya, Avrupa Birliği ve diğer bazı tarafların konunun COP18’e yeniden ertelenmesi yerine COP17’de somut bir sonuç alınmasını desteklemesi, müzakerelerin bu açıdan kritik bir dönemece girdiğini gösteriyor. Ancak taraflar arasındaki derin görüş ayrılığı devam ediyor. COP17’nin başarısı, kuraklıkla mücadelede yalnızca bir karar alınmasına değil, bu kararın ülkeleri gerçek anlamda ortak bir eylem ve dayanışma çerçevesinde buluşturup buluşturamayacağına bağlı olacak.

0 Yorumlar
Yorumunuz İçin Teşekkürler..