İnsan faaliyetleri, özellikle fosil yakıt kullanımı ve sera gazı emisyonları, Sanayi Devrimi'nden bu yana küresel sıcaklıkların yaklaşık 1,3°C ila 1,4°C artmasına neden olmuştur. Mevcut iklim politikalarının devam etmesi durumunda, yüzyılın sonuna kadar küresel ortalama sıcaklığın sanayi öncesi döneme kıyasla yaklaşık 2,5°C ila 2,9°C daha yüksek olacağı tahmin edilmektedir.
Küresel ısınma sadece ortalama sıcaklıkları yükseltmekle kalmıyor, aynı zamanda aşırı sıcaklık olaylarının ve sıcak hava dalgalarının sıklığını, şiddetini ve süresini de önemli ölçüde artırıyor. Sürekli artan ve yaz aylarında ciddi etkiler gösteren sıcak hava dalgaları, vücudun termal dengesini bozarak, sıcaklıkla ilgili hastalıkların görülme sıklığını artırarak ve erken ölümlere yol açarak insan sağlığını doğrudan tehdit ediyor.
Aşırı sıcağı sessiz katil olarak nitelendiren Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre, 2000 ile 2019 yılları arasında her yıl dünya genelinde yaklaşık 489.000 kişi aşırı sıcağa bağlı nedenlerle hayatını kaybetti. Bu ölüm yükü, 2003 Avrupa sıcak hava dalgası sırasında yaklaşık 70.000, 2022 Avrupa sıcak hava dalgaları sırasında 61.000 ve 2010 yılında Rusya'da yaşanan 44 günlük sıcak hava dalgası sırasında yaklaşık 56.000 ölümle somut olarak kanıtlanmaktadır.
Aşırı sıcaklık, vücudun termoregülasyonunu zorlayarak ve mevcut kronik hastalıkları kötüleştirerek ölüm riskini artırabilir. Sıcaklığa bağlı ölümler en sık kardiyovasküler hastalıklarla ilişkilendirilirken, bunu solunum yolu hastalıkları takip eder. Terleme nedeniyle sıvı kaybı böbrek yetmezliğine yol açabilir; diyabet, inme ve nörolojik ve psikiyatrik hastalıklar da yüksek risk taşır.
Biyolojik Çeşitlilik: Sıradaki COP, İklim COP’u Değil
19 Ekim’de, yani iki hafta sonra, Ermenistan’ın başkenti Erivan’da Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin 17. Taraflar Konferansı başlıyor. Toplantının asıl sorusu yeni hedef koymak değil: Kunming-Montreal Küresel Biyolojik Çeşitlilik Çerçevesi’nin uygulanmasında dünyanın ilk kez ortak bir değerlendirmesi yapılacak. Gündemde finansman ve genetik kaynaklara ilişkin dijital bilgilerden elde edilen kazancın paylaşılması (Cali Fonu) da var.
Neden önemli: İklim COP’larını herkes bilir; biyolojik çeşitlilik COP’larına ilgi çok daha az. Oysa geçen sayıda konuştuğumuz gezegensel sınırlar bize iklim krizi ile doğa krizinin birbirinden ayrı olmadığını söylüyor. Türkiye’nin COP31 gündemindeki on temadan biri de biyolojik çeşitlilik ve arazi kullanımı. İklim hedefleri ile doğa hedeflerini aynı masada ele almak mümkün mü? Erivan bunun ilk sınavı olacak.
Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi’nin (UNCCD) 17. Taraflar Konferansı (COP17), 28 Ağustos’ta Moğolistan’ın Ulan Batur kentinde sona ererken, arazi ıslahı ve kuraklığa karşı dirençlilik için 1,3 milyar dolarlık finansman portföyü açıklandı. Beş kıtada 23 ülkeyi kapsayan bu kaynağın 644,5 milyon doları yeni finansman olarak duyuruldu. Konferansta ülkeler, 2030’a kadar bir milyar hektardan fazla bozulmuş araziyi ıslah etme hedefini yinelerken, kuraklıkla mücadelede ulusal planların yaygınlaştırılması, bilimsel verilerin kullanılması, teknik kapasitenin güçlendirilmesi ve finansmana erişimin artırılması öne çıktı. Bununla birlikte, arazi ıslahı için yıllık 355 milyar dolara ihtiyaç duyulmasına karşılık mevcut yatırımın 77 milyar dolar seviyesinde kalması, küresel ölçekte önemli bir finansman açığı bulunduğunu ortaya koydu.
COP17’nin önemli sonuçlarından biri, Kuraklığa Karşı Dirençlilik Yatırım Mekanizması’nın oluşturulması ve su güvenliği, sürdürülebilir tarım, doğa tabanlı çözümler ve arazi ıslahına yönelik yatırımlar için 400 milyon dolara kadar kamu ve özel sermayenin harekete geçirilmesinin hedeflenmesi oldu. Ayrıca yaklaşık 70 düşük ve düşük-orta gelirli ülkeyi destekleyecek Riyad Küresel Kuraklığa Karşı Dirençlilik Ortaklığı uygulamaya geçirilirken, meralar ve çoban toplulukları da küresel arazi gündeminin önemli unsurları haline geldi. COP17’de 45 proje kapsamında 1,2 milyar dolarlık Meralar Amiral Gemisi Girişimi başlatıldı; yerli halkların ve yerel toplulukların karar süreçlerine katılımı da güçlendirildi. Taraflar, proaktif kuraklık yönetimi konusundaki müzakereleri COP18’de sürdürme konusunda anlaşırken, 2028’de Mısır’da yapılması beklenen COP18, Ulan Batur’da alınan kararların ve finansman taahhütlerinin uygulamaya ne ölçüde dönüştüğünün değerlendirileceği kritik bir aşama olacak.
Özlü Sözler;
- Toprak ölürse mülkiyetin bir hükmü kalmaz.
- Verimsiz bir tarlanın tapusu, sadece bir kâğıt parçasıdır.
- Can çekişen bir araziye sınır çekemezsiniz.
- Çölleşme uzakta bir coğrafya değil; sabırla tükettiğimiz kendi tarlamız.
COP31 Antalya süreci, bu açığın kapatılması için önemli bir fırsat sunmaktadır. Türkiye’nin yalnızca kalabalık delegasyonlarla toplantılarda yer alan değil; erozyon, kuraklık, havza rehabilitasyonu, arazi tahribatı, ekosistem restorasyonu ve iklim değişikliği konularındaki bilimsel ve teknik birikimini küresel karar mekanizmalarına taşıyan bir aktör olması gerekmektedir. Asıl hedef, COP31’de sadece iyi bir ev sahibi olmak değil, küresel bilimsel ve kurumsal mimarinin şekillenmesine kalıcı katkı sunmak olmalıdır.
Türkiye, Karbon Piyasaları İçin Uluslararası İş Birliğini Güçlendiriyor
Türkiye, Gana ve Lüksemburg ile birlikte Karbon Piyasaları için Açık Koalisyon’a katılarak zorunlu karbon piyasaları ve karbon fiyatlandırma mekanizmaları alanındaki uluslararası iş birliğini güçlendirmeye yönelik önemli bir adım attı. Türkiye’nin üyeliği, Koalisyonun dönem başkanı Brezilya tarafından 11 Ağustos 2026’da resmen duyuruldu. COP30 sürecinde oluşturulan Koalisyon; karbon fiyatlandırması, emisyonların izlenmesi, raporlanması ve doğrulanması (MRV), karbon muhasebesi ve farklı karbon piyasalarının birlikte işlerliği konularında ülkeler arasında deneyim ve bilgi paylaşımını amaçlıyor. Üyelik, Türkiye’nin ulusal karbon piyasasının uluslararası uygulamalarla uyumunu geliştirmesi ve COP30’dan COP31 Türkiye Başkanlığı’na uzanan süreçte karbon piyasaları diplomasisini güçlendirmesi açısından önem taşıyor.
Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi İçin Hukuki Altyapı Tamamlandı
Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği’nin 27 Ağustos 2026 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesiyle Türkiye’nin ulusal karbon piyasasının temel hukuki çerçevesi oluşturuldu. Yıllık emisyonu 50 bin ton CO₂ eşdeğerinin üzerindeki tesisleri kapsayacak sistemde işletmelerin beş yıl süreyle geçerli emisyon izinleri alması ve doğrulanmış emisyonlarına karşılık gelen tahsisatları teslim etmesi öngörülüyor. Ücretsiz tahsisatların yanı sıra ihale ve ikincil piyasa işlemlerinin de yer alacağı sistemin piyasa işletmeciliği EPİAŞ tarafından yürütülecek ve uygulama kapsamı ile süresi daha sonra belirlenecek bir pilot dönemle başlayacak. Düzenlemenin emisyon azaltımı üzerindeki gerçek etkisi ise özellikle emisyon üst sınırının seviyesi, ücretsiz tahsisatların kapsamı ve yaptırımların etkin uygulanması ile şekillenecek.
Türkiye’nin Orta Vadeli Programı, karbon yutak alanlarının güçlendirilmesi ve karbonsuzlaşma politikalarının geliştirilmesine yönelik önemli hedefler ortaya koyuyor. Programda; yutak alanların genişletilmesi amacıyla orman alanlarının artırılması, ekosistem bütünlüğünün korunması ve ormanların iklim değişikliğine karşı dayanıklılığının güçlendirilmesine yönelik uygulamaların yaygınlaştırılacağı ifade ediliyor. Bunun yanında İklim Kanunu’nun uygulanmasına yönelik ikincil mevzuat çalışmalarının sürdürülmesi de öngörülüyor.
27 Ağustos’ta Resmî Gazete’de yayımlanan Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi (TR ETS) Yönetmeliği yürürlüğe girdi. Bu, 2022’de yürürlüğe giren İklim Kanunu’na dayanan ilk büyük uygulama adımı: enerji, demir-çelik, alüminyum, çimento, cam ve kimya gibi yüksek emisyonlu sektörlerdeki tesisler artık sera gazı salımlarını izlemek, raporlamak ve doğrulatmakla yükümlü. Sistem bir pilot dönemle başlıyor (2026-2027, tahsisatların tamamı ücretsiz); asıl uygulama dönemi 2028’de başlıyor. Kapsamdaki işletmelerin ilk izleme planlarını 27 Ekim’e kadar sunması gerekiyor.
Neden önemli: Bu, COP31’e ev sahipliği yapan bir ülkenin zirveden önce kendi karbon piyasasını fiilen kurduğunu gösteren somut bir adım, sadece söylem değil. Ayrıca AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’yla (SKDM) uyumlu bir yapı hedeflendiği için, Türk sanayisinin AB’ye ihracatında karşılaşacağı yükün bir kısmını iç piyasada karşılamasının önünü açıyor.
Karbonsuzlaşma politikalarının diğer önemli ayağını ise Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi (TR ETS) oluşturuyor. Orta Vadeli Program’da TR ETS’nin Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM/CBAM) ile uyumunun güçlendirilmesi, emisyon yoğun sektörlerin yeşil dönüşümünün ve ihracat rekabetçiliğinin desteklenmesi hedefleniyor. Ayrıca uluslararası karbon piyasalarına katılım için uygulama çerçevesinin geliştirilmesi, CORSIA yükümlülüklerinin karşılanması ve karbon kredilerinin kullanımına yönelik altyapı ve düzenlemelerin oluşturulması öngörülüyor.
İklim Haber ve Medyascope işbirliği ile hazırlanan COP31 Yolu’nun yeni bölümünde Barış Doğru, konuğu Doğa Koruma Merkezi Genel Müdür Yardımcısı Yıldıray Yıldıray Lise ile Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesinde iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve arazi bolumunu ele aldı. Lise, COP31’de iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik ve çölleşmeyle mücadele arasındaki bağın güçlendirilmesinin, üç kardeş sözleşmenin ortak hedefleri açısından önemli bir adım olabileceğini dile getirdi.
2. Yeşil Orman Okulu
Doğa Pozitif: Doğayı Korumaktan Ekosistemleri İyileştirmeye
İklim değişikliğiyle mücadelede öne çıkan net sıfır yaklaşımı, şirketlerin karbon emisyonlarını azaltmasını hedeflerken, doğa pozitif yaklaşımı bu hedefi biyolojik çeşitliliğin korunması ve ekosistemlerin iyileştirilmesiyle tamamlıyor. Doğa pozitif; doğa üzerindeki olumsuz etkileri azaltmanın ötesinde, biyolojik çeşitlilik kaybını durdurmayı, bu kaybı tersine çevirmeyi ve doğal yaşamın yeniden güçlenmesini amaçlıyor. Örneğin, bir şirketin üretim faaliyetlerinden kaynaklanan karbon emisyonlarını azaltması önemli bir adımdır. Ancak aynı şirketin su kaynaklarını koruması, doğal habitatların parçalanmasını önlemesi ve tahrip edilmiş alanların ekolojik restorasyonuna katkı sağlaması, doğa pozitif yaklaşımın kapsamını genişletir.
İş dünyası açısından doğa pozitif olmak, çevresel sorumluluğu yalnızca ağaç dikimi veya karbon azaltımı gibi uygulamalarla sınırlamadan, tüm faaliyetlere ve tedarik zincirine entegre etmeyi gerektiriyor. Örneğin, tarımsal ham madde kullanan bir gıda şirketinin su tüketimini azaltması, toprağın sağlığını koruyan üretim yöntemlerini desteklemesi ve tarımsal biyolojik çeşitliliği geliştirmesi bu yaklaşımın somut uygulamaları arasında yer alır. Doğayla İlişkili Finansal Beyanlar Görev Gücü (TNFD) gibi uluslararası girişimler ise şirketlerin doğaya bağımlılıklarını, etkilerini, risklerini ve fırsatlarını belirlemelerine ve raporlamalarına yönelik çerçeveler sunuyor. Böylece doğa, yalnızca korunması gereken bir değer değil; ekonomik faaliyetlerin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir unsur olarak ele alınıyor.
3. Ekoköy Evi Gündemi ve Yeni Projeler
Kitabın öne çıkan önerilerinden biri “işçi yanlısı yapay zekâ” yaklaşımı. Acemoğlu, yapay zekânın öğretmeni, hemşireyi, teknisyeni veya zanaatkârı ortadan kaldırmak yerine onların bilgi ve becerilerini artıracak şekilde tasarlanmasını savunuyor. Ona göre liberalizmin geleceği; ifade, örgütlenme ve inanç özgürlüğü ile yasa önünde eşitlik gibi temel ilkelerin yanında insanların günlük yaşamlarında refah, güvence, saygınlık ve söz hakkı bulabilmesine bağlı. Bu nedenle demokrasi yalnızca sandıkta değil; iyi eğitim, sağlık hizmeti, iş güvencesi ve güçlü topluluklar aracılığıyla insanların hayatında somut karşılık bulmalı. Acemoğlu’nun temel sorusu da burada ortaya çıkıyor: Demokrasi insanların hayatlarını daha güvenli, özgür ve müreffeh hale getiremiyorsa, insanlar onun soyut erdemlerine ne kadar süre bağlı kalabilir?
Bu toprakların tarihî ve kültürel zenginliği, her yeni keşifle bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Çorum Hattuşa’da, yaklaşık 3.200 yıllık Kadeş Barış Antlaşması’na ait yeni bir tablet parçasının bulunması, Anadolu’nun insanlık tarihine ışık tutan eşsiz bir mirasa sahip olduğunu göstermektedir. Bu toprakların kıymeti o kadar büyük ve zengin ki geçmişin izleri gün yüzüne çıkmaya, yeni bilgiler keşfedilmeye ve bu kadim mirastan yeni değerler üretilmeye devam edecektir.
4. Yapay Zekâ ve Proje Etiği Gündemi
Yapay zekâ nereden çıktı?
Bütün bunların üzerine bir de birkaç yıl önce enerji senaryolarında neredeyse dipnot olan bir konu geldi: yapay zekâ.
Veri merkezleri bugün OECD ülkelerindeki elektrik piyasalarında en hızlı büyüyen talep kalemi. McKinsey’nin temel senaryosunda veri merkezlerinin elektrik tüketimi 2030’a kadar yılda ortalama yüzde 24 büyüyor. Ama 2030 sonrasında ne olacağını kimse bilmiyor.
Bir taraftan daha fazla yapay zekâ modeli, daha fazla veri merkezi ve daha fazla hesaplama gücü elektrik talebini yükseltiyor. Diğer taraftan, işlemcilerin, modellerin ve veri merkezlerinin enerji verimliliği hızla gelişebilir. Üstelik yapay zekâ yalnızca enerji tüketmiyor. Şebekelerin yönetiminden bakım ihtiyacının tahmin edilmesine, santral tasarımından malzeme keşfine kadar enerji sisteminin kendisini de daha verimli hale getirebilir. Yani yapay zekâ aynı anda hem problemin hem de çözümün bir parçası olabilir.
6. Kozmetik ve Doğal Yaşam Gündemi
Besler Şifa, Bitkisel Kozmetik ve Doğal Yaşam Ürünlerini;
İnstagram Vitrin: https://www.instagram.com/beslersifa?igsh=MW1lMGZ6b2FjZXIzbw==
Web sayfamız: https://www.beslersifa.com/
Üretici ve tüketici dostu mağaza: https://good4trust.org/beslersifa
Hepsiburada mağazamız: https://www.hepsiburada.com/magaza/besler-sifa
Trendyol mağazamız: https://www.trendyol.com/magaza/besler-sifa-m-872629?sst=0
Ptt Avm Dükkan: https://www.pttavm.com/magaza/beslersifa
Ürün, hizmet ve projelerimizle...
Şifanız daim olsun.
0 Yorumlar
Yorumunuz İçin Teşekkürler..