Erozyonun Etki ve Ekonomik Değerlendirmesi Üzerine Bilimsel Çalışmalar

1. Etki Değerlendirmesi

Önerilen arazi kullanımı planlarının ve eşlik eden koruma stratejilerinin çevresel etkilerinin nicel olarak belirlenmesi, arazi yönetimi süreçlerinin bir sonraki aşamasını oluşturur. Bu doğrultuda, çeşitli tahmin yöntemleri ile etki değerlendirme modelleri geliştirilmiştir. Son yirmi yılda, erozyonun verimlilik üzerine etkisi üzerine odaklanan modeller (örneğin, Verimlilik İndeksi—Pₗ ve Erozyon Verimlilik Etki Hesaplayıcısı—EPIC) tasarlanmıştır. Ancak bu modeller, çoğunlukla ABD ve Batı Avrupa’da, gübre ve bitki besin madde­sinin toprağa yeterli miktarda sağlandığı, toprak verimliliğinin kısıtlayıcı bir faktör olmadığı bölgeler için geçerlidir. Dolayısıyla mevcut modeller, veri eksikliği ve bölgesel farklılıklar nedeniyle yalnızca erozyonun olası etkilerine dair rehberlik niteliği taşımaktadır; modellerin geçerliliği, farklı coğrafi ve iklimsel koşullarda yeterince sınanmamıştır.

Doğal koşullar altında, erozyonun toprağın fiziksel özellikleri ve bitki besin maddesi içeriği üzerindeki etkisinin tam olarak gözlemlenebilmesi için en az on yıllık bir izleme gerekmektedir. Bu süreyi kısaltmak amacıyla üst toprağın farklı derinliklerde mekanik olarak uzaklaştırılması gibi simülasyon yöntemleri geliştirilmiş; ancak bu uygulamalar, gerçek erozyon koşullarındaki bitki besin maddesi kayıplarını olduğundan 5–10 kat daha düşük tahmin etmektedir (Stocking, 1985). Bu nedenle, saha verisine dayanmayan erken dönem tahminler, uzun dönemli etki değerlendirmeleri için dikkatli yorumlanmalıdır.

2. Ekonomik Değerlendirme

İdeal olarak, çevresel etki değerlendirmesini takiben ekonomik bir değerlendirme yapılmalıdır; fakat uygulamada, özellikle çiftlik ölçeğinde bu tür çalışmalar nadirdir. Ekonomik analizler, fayda ve maliyetleri farklı açılardan ele almak zorundadır. Örneğin, erozyon kontrolünün topluma sağladığı yararların nicel olarak tanımlanması zordur. Bir çiftlik bütçesi için sınırlı öneme sahip olsa da, toprak koruma projelerinde çiftçilere yapılacak yatırım tutarını belirlemek, projenin toplumsal maliyet‑fayda analizinin kritik bir parçasını oluşturur. Toplum düzeyindeki analizler, yalnızca erozyon kontrol maliyetlerini değil, mansapta veya rüzgâr altı mesafesinde gerçekleşen sedimantasyonun ve ürün verimi ile iş imkânlarının etkilerini de kapsamalıdır. Burada, çiftçi ailesinin emeğinin para karşılığı değerlemesi ve yanlış bilgi kaynakları, ekonomik değerlendirmeyi karmaşıklaştıran temel zorluklardır. Ayrıca, toprak korumalı bir tarım uygulaması ile korumasız tarım yöntemlerinin karşılaştırılmasında, erozyonun devam etmesinin uzun vadeli ürün verimine etkisinin nicel tahmininde mevcut modeller yetersiz kalmakta, belirsizlikler artmaktadır.

Çiftlik bazlı analizlerde, fayda ve maliyet unsurları daha somut verilere dayandırılabildiği için yıllık para akışlarının hesaplanması mümkündür. Örneğin, El Salvador’da yürütülen bir çalışmada; mısır, darı ve fasulye üretiminin gerçekleştirildiği dik eğimli arazilerde, kontur sürüm, kontur çayır şeritleri ve kontur hendek uygulamalarının fayda‑maliyet oranlarının 1,0 ila 2,8 arasında değiştiği belirlenmiştir. Bu değerin, özellikle eğim derecesi hafif ve toprak derinliği yüksek araziler için daha yüksek olduğu, 25–51° eğimli, üst toprağı olmayan ve yıllık kiralanan arazilerde ise fayda‑maliyet oranının ya çok düşük ya da nötr (fayda = maliyet) düzeyde seyrettiği tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, belirli koşullardaki çiftçilerin ekonomik olarak toprak koruma uygulamalarına geçiş yapmasının sürdürülebilir olmadığını göstermektedir.

Buna karşılık, Kenya’da 1,5 hektar büyüklüğündeki bir çiftlikte yapılan çalışmada; toprak koruma önlemi alınmayan durumda sağlanan işgücü faydası 5 Kenya Şilini (KSh) adam-gün iken, teraslama ve ağaç‑çayır entegrasyonu ile bu fayda 11 KSh adam-gün ve terasların kenarlarının yem bitkileri ve meyve ağaçları ile kaplanması halinde 21 KSh adam-gün düzeyine yükselmiştir (Tjernström, 1992). İki yıllık dönemde işgücü ihtiyacı 741–863 ve 934 kişi-gün arasında değişmiş olup, toprak koruma uygulamalarının artan işgücü gereksinimini karşılayabilecek kapasitede olmalarını çiftçilerin sağlamaları gerektiğini ortaya koymuştur.

ABD’de gerçekleştirilen araştırmalar (Ervin ve Washburn, 1981; Mueller ve ark., 1985) ise, erozyon kontrolü amaçlı yatırımların ne kısa ne de uzun vadede ekonomik olmadığını göstermiştir. Burada, erozyonun verimliliği düşürücü etkisinin yüksek verimli bitki çeşitleri, gelişmiş sulama ve toprak yönetimi uygulamaları gibi diğer faktörlerce maskelenmesi ile herhangi bir koruma tekniğinin maliyetinin, sağlanan ek gelirden daha düşük kalması etkili olmuştur. Son yıllarda, artan ekonomik baskılar nedeniyle mevcut toprak koruma uygulamaları maliyetleri düşürmek amacıyla terk edilmekte veya uygulanamamakta (Napier, 1988) ve bu koşullar altında, zorlayıcı bir düzenleme veya teşvik mekanizması bulunmadığı sürece çiftçilerin toprak koruma çalışmalarına girişmeyecekleri değerlendirilmiştir.



Yorum Gönder

0 Yorumlar