Evet, sonunda Paris İklim Anlaşmasını imzaladık dedik tamam ama iş bununla bitmiyor. Zaten 2015 yılında biz kabul etmiş idik. Sadece meclisinden geçirmeyen dünyadaki son 7 ülkeden biri olarak kalmıştık.. Bu ülkeler arasında Irak ve Afrika ülkeleri yer alıyor..
Peki Neden Bu Kadar Geç Kalındı?
Türkiye, bir OECD (Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü) üyesi olarak, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 1992 yılında kabul edildiğinde gelişmiş ülkeler ile birlikte Sözleşme'nin EK-I ve EK-II listelerine dâhil edilmişti. İşte sorun tam burada başladı. Gelişmiş ülke olarak kabul edildiği için iklim konusunda yaptırımları daha ağır, alacağı destekler daha az olacaktı. Çünkü gelişmiş demek sanayisi iyi, üretimi iyi, sanayiden dolayı dünyaya saldığı kirletici emisyonları fazla, gelişmiş olduğu için de yardımsız kirleticilerini azaltabilir demekti.
Türkiye bu konuda uzun zaman uğraştı, her konferansta yanlış kategoride konumlandığını dile getirse de ancak küçük bir değişiklik ile yetinmek durumunda kaldı. Bunun nedeni de iç ve dış siyasette her daim güçlü, modern, gelişmiş bir ülke olduğunu savunurken, iklim değişikliğine katkısı konusunda gerekli yaptırımları duyduğunda biz gelişmekte olan ülkeyiz diye dile getirmesiydi. Yani bir çelişki içinde olduğu için bu durum sürekli sürüncemede ilerledi.
Bunun için Ne Yapılabilir?
İklim değişikliği müzakereleri aslında dünya siyasetinde ayrı bir uzmanlık alanı gerektirmektedir. Ağzı laf yapan siyasetçi değil, müzakerelerde ülke temsilcileri yeşil çevre teknolojileri, yenilenebilir enerji, çevre politikaları gibi konularda yeterli bilgi birikimine sahip yetkili teknokratlar olmalıdır. Yoksa 1992 yılında Rio'da yanlış konumlandırılmanın bedeli yıllara sari ödenmezdi.
Çünkü iklim müzakereleri, https://www.youtube.com/watch?v=aoRwanulaeQ
Okunabilir; https://www.iklimhaber.org/turkiyenin-korkusu-ve-iklim-muzakereleri/
2015 Yılından bu tarafa her mecliste Paris İklim Anlaşmasına taraf olmamız gerektiğinden bahsediyorduk. Eritre, Sudan, İran ve Irak gibi ülkelerin yanında Türkiye'nin de taraf olmadığını görmek biz çevre mühendislerinin en büyük yarasıydı. Ekolojik ayak izimizden tutun, emisyon ölçüm değerlerimiz (hatta denetimsizlik ve bir başkasının adamı olan fabrikalar) üzerinde oyunlar oynanarak değiştiriliyor ve yeniden düzenleniyordu. 1,5 derece gibi bir ısınmanın sonuçlarını kaybolan buzullardan görüyor 2 derecelik artışın nelere sebep olabileceğini düşünmek bile istemiyorduk. Yine de anlaşma ile birlikte 2030 - 2045 gibi yıllarda net sıfır gibi terimler kullanılıyor bunun da bir başlangıç olduğunu düşünüyor ve bundan sonraki süreçte herşeyin daha yaşanabilir bir dünya için olacağını planlıyoruz. Thich Naht Hanh dediği gibi " Çöpün içinde bir gül, gülün içinde çöp, her şey dönüşür, kalıcı olan içinde geçerlidir."
0 Yorumlar
Yorumunuz İçin Teşekkürler..